İstenmeyen Ütopyalar: Felsefenin Korku Unsurları

Hayatta olduğu şeklinde felsefede de hikayeler daima tamamen pozitif yönde bir içeriğe haiz değildir. Kimi zaman yazarlar yada filozoflar, belirli bir vakası yada durumu daha iyi idrak etmek için değişik öykü anlatma teknikleri kullanmışlardır. Bunlardan en mühimleri istenmeyen ütopyalar yada distopyalardır. Distopyalar hakkında daha çok data edinmek için İstenmeyen Ütopyalar: Felsefe Korkusunun Unsurları’na bir göz atın.

İstenmeyen Ütopya Nedir?

Distopya yada istenmeyen ütopya, çoğu zaman gelecekte yada bilinmeyen bir zamanda kurulan istenmeyen bir toplumsal düzeni özetleyen bir hikayedir. Bu yüzden bu şekilde bir kurguya anti-ütopya yada korku ütopyası da denir. Distopik hikayelerin yazarları çoğu zaman geleceğe dair karamsar bir bakış açısıyla belirli mevzuları daha açık hale getirmeye çalışırlar.

Ütopya ise kelimenin tam anlamıyla “var olmayan bir yer” tanımlar. Felsefi ve yazınsal ütopyalar çoğu zaman iyi organize edilmiş bir devlet yada ülkenin hayallerini yansıtır. Ütopyalar çoğu zaman toplumun geliştiği muhteşem düzeni tanımlamaya çalışır. Sadece, istenmeyen ütopyalar çoğu zaman baskıcı bir yönetim biçimine haizdir.

İstenmeyen ütopyalarda bireyler de toplumdaki kaos ve karanlık sebebiyle negatif etkilere maruz kalmaktadır. Baskıcı yönetim, dünyanın gidişatı yada diktatörlük eğilimleri toplumu depresyona sokmuştur. Mevcut çarpık toplumsal seviye, tüm insanların yaşamını direkt etkiliyor. Kimi zaman bu etkinin yıkıcı varlığı cemiyet tarafınca naturel olarak kabul edilen bir gerçeklik haline gelir.

Kapitalizm ya da post-truth şeklinde olgular üstünde çalışan bazı filozoflar için içinde yaşadığımız seviye distopik bir ifadeyle karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda Baudrillard şeklinde sosyologların felsefi metinlerine bile distopik denir.

İstenmeyen Ütopyaların Zamanı

İstenmeyen ütopyalara yönelik ilk yaklaşımlar ET Hoffman ile filizlenmeye başladı.

Edebiyat ve felsefede distopik öykülere yer bulması sanayi çağlarında adım atmıştır. Tabiat bilimlerinin ve hızla gelişen teknolojinin gelişmesiyle beraber yeni sorular ve problemler ortaya çıkmaya başladı. İlerlemeye inananlar bile başlangıçta teknik olanaklara şüpheyle yaklaşıyorlardı. Bu, süre içinde edebiyatta ve felsefede distopik bir öykü olarak yerini şüpheye düşürdü.

İstenmeyen ütopyalara yönelik ilk yaklaşımlar ET Hoffman ile filizlenmeye başladı. Sonrasında Mary Shelley’nin Frankenstein yada Prometheus metni çağdaş distopyanın önde gelen eseri oldu. Sadece distopya kelimesinin ilk kullanıcısı felsefeci John Stuart Mill’dir. Mill distopya terimini istenmeyen ütopya yada korku ütopyası anlamında kullanmıştır.

İstenmeyen ütopyaların özellikleri

Distopik hikayelerden esinlenen birçok film ve yazınsal yaratı, aşağıdaki özelliklerden bazılarını gösterir:

  • Hikayeler çoğu zaman savaşlardan, devrimlerden, ayaklanmalardan, demografik çarpıklıklardan, naturel afetlerden yada iklim değişikliğinden gelir.
  • Toplumdaki kaosa ve bozuk düzene karşın her şeyi sorgulayan ve yanlış davranışları hisseden bir kahraman vardır.
  • Distopik öykü olağandışı vakaları anlatsa da tanıdık unsurlar kullanılır.
  • Yazarlar, toplumsal eğilimlere yönelik endişelerini ve eleştirilerini ifade etmek için distopyaları etkili bir halde kullanabilirler.
  • Distopik kurgu çoğu zaman çözülmemiş bir atmosfer çizer. Vakalar pozitif yönde neticelerle ilgili değildir ve öykü çoğu zaman mutlu sonla bitmez.

Bu ve benzeri unsurlar distopik bir hikayeyi şekillendiren detaylardır. Sadece her öykü daima benzer nedenlere haiz olmamalıdır.

Edebiyat tarihinde istenmeyen ütopyalar

Edebiyat tarihinde istenmeyen ütopyalar
Edebiyat dünyasında oldukça popüler hale gelen ve sevilen ütopik hikayeler var.

Neredeyse tamamımız filmlerden yada edebiyattan distopik hikayelere aşinayız. Wachowski kardeşlerin bu anlamda öykü anlatıcılığı yaşamına büyük katkı sağladıkları söylenebilir. Mesela, The Matrix yada V For Vandetta şeklinde filmler beyaz perdedeki en popüler distopya hikayeleri arasındadır. Sadece, edebiyat dünyasında oldukça popüler olan hikayeler var.

İstenmeyen ütopyaların genel özellikleri göz önüne alındığında, onları bu kadar oldukça sevmek ve kovuşturmak ilk bakışta garip gelebilir. Şundan dolayı tüm öykü tamamen umutsuz ve karanlık bir hava çiziyor. Sadece bu hikayelerin milyonlarca şahıs tarafınca öğrenilmesinin sebebi kim bilir mevcud gerçekliği amaç üstünden tekrardan sunmalarıdır. İnsanın karanlık yüzünü, sistemin yıkıcı ve kaotik yapısını yansıtan hikayelerde tamamımız kendimizde ve dünyamızda bir şeyler buluyoruz.

Son zamanlarda oldukça popüler hale gelen ve özünde distopik bir öykü olan Kalamar Oyunu, bununla birlikte karanlık hikayelerin ne kadar sempatik olabileceğinin de bir kanıtı. Kim bilir kim bilir yazarlar ve yönetmenler bu hikayelerin topluma iyi mi nüfuz edeceğini oldukça iyi biliyorlardır.

En mühim istenmeyen ütopyalar

Distopik hikayeleri sorgulamayı ve edebiyat tarihinin en popüler istenmeyen ütopyalarına gelmeyi bir kenara bırakırsak, tam sıralama bizi bekliyor. Tarihteki en mühim istenmeyen ütopyalar şunlardır:

  • Labirent – James Dashner
  • Usta Uyanıyor – HGWells
  • Biz Yevgeny İvanoviç Zamyatin’iz
  • Bin dokuz yüz seksen dört – George Orwell
  • Ben Ayn Rand’ım
  • Yürekli Yeni Dünya – Aldous Huxley
  • Fahrenhayt 451 – Ray Bradbury
  • Kızın masalı – Margaret Atwood
  • Demir Ökçe – Jack London
  • Uyanmak – Hillary Jordan
  • Uygun değil – Veronica Rot
  • Swastika Geceleri – Katharine Burdekin
  • Hayvan Çiftliği – George Orwell
  • Karanlık Akıllar – Alexandra Bracken
  • Soyadı – Zülfü Livaneli
  • Lanark – Alasdair Gri
  • Körlük – Jose Saramago
  • V For Kan davası – Alan Moore

Ek olarak beyazperde tarihinden pek oldukça distopik öykü örneği vardır. Ek olarak Körlük V Kan davası içinUyumsuz ve Fahrenheit 451 şeklinde eserler beyaz perdeye uyarlanan en başarı göstermiş yapımlar içinde yer ediniyor.

YORUMLAR

Bir cevap yazın