Öfkeye Ne Sebep Olur?

Hiddet, gerçek olan yada bir şahıs tarafınca gerçek olarak algılanan bir tür şikayetin niçin olduğu kuvvetli bir hoşnutsuzluk duygusudur. Bilişsel davranış teorisi, öfkeyi geçmiş deneyimler, başkalarından öğrenilen davranışlar, genetik yatkınlıklar ve sorun çözme kabiliyeti eksikliği benzer biçimde çeşitli faktörlere bağlar. Daha kolay bir halde ifade etmek gerekirse, hiddet iki faktörün birleşiminden doğar: irrasyonel bir gerçeklik algısı (“Benim yolumla yapılmalı”) ve düşük bir hayal kırıklığı noktası (“Bu benim yolum ya da yolum yok”). Hiddet, dış bir sebebi olduğu algılanan içsel bir tepkidir. Öfkeli insanoğlu nerede ise daima tepkilerini bir şahıs yada bir vakaya bağlarlar, sadece öfkelerinin sebebinin dünyayı mantıksız algılamalarından kaynaklandığını nadiren anlarlar. Kızgın insanların içinde yaşadıkları dünya hakkında belirli bir idrak ve beklentileri vardır ve bu gerçeklik beklentilerini karşılamadığında öfkelenirler.

Her öfkenin sağlıksız olmadığını idrak etmek önemlidir. Hiddet, bizi başkaları tarafınca yönetilmekten yada manipüle edilmekten sakınan ve motive eden en ilkel müdafa mekanizmalarımızdan biridir. Bizlere yada sevdiğimiz başkalarına karşı meydana getirilen adaletsizlikle savaşım etmek için ihtiyaç duyulan gücü, cesareti ve motivasyonu verir. Bununla beraber, hiddet kontrolsüz bırakılırsa ve herhangi bir zamanda zihni ve bedeni ele geçirmek için özgür bırakılırsa, o süre hiddet yıkıcı hale gelir.

Öfkeyi Niçin Denetim Etmemiz Gerekiyor?

Tıpkı bir sokak uyuşturucusunun kontrolü altındaki bir şahıs gibi–öfke tesiri altındaki bir şahıs rasyonelleştiremez, kavrayamaz yada doğru kararlar veremez şundan dolayı hiddet mantıksal akıl yürütmeyi çarpıtarak kör bir duyguya dönüştürür. Açıkça düşünemez hale gelirsiniz ve duygularınız eylemlerinizi denetim altına alır. Fizyolojik olarak konuşursak, hiddet beynimizde kan basıncımızı artıran ve kan dolaşımımıza adrenalin salgılayan, böylece güç ve acı eşiğimizi artıran cenk ya da kaç tepkisini harekete geçirir. Hiddet bizlere yalnız iki şey düşündürür: (1) Müdafa yada (2) Hücum. Bu seçeneklerin hiçbiri iyi bir müzakereyi kolaylaştırmaz.

Öfkenin İç Kaynakları

İçsel hiddet kaynaklarımız, gerçeklikle ilgili irrasyonel algılarımızdan gelir. Psikologlar, öfkeye katkıda bulunan dört tür fikir belirlediler.

1. Duygusal akıl yürütme. Duygusal olarak akıl yürüten insanoğlu, düzgüsel vakaları ve öteki insanların söylediği şeyleri, gereksinim ve hedeflerine direkt tehdit olarak algılarlar. Duygusal akıl yürütmeyi kullanan insanoğlu, başkalarının onlara söylediği masum bir şeye sinirlenme eğilimindedir, şundan dolayı bunu kendilerine bir hücum olarak algılarlar. Duygusal akıl yürütme, uzun solukta işlevsiz öfkeye yol açabilir.

2. Düşük hayal kırıklığı toleransı. Tamamımız bir noktada hayal kırıklığına karşı toleransımızın düşük olduğu bir dönem yaşamışızdır. Çoğunlukla strese bağlı kaygı, hayal kırıklığına karşı toleransımızı azaltır ve düzgüsel şeyleri refahımıza yönelik tehditler yada egomuza yönelik tehditler olarak algılamaya başlarız.

3. Mantıksız beklentiler. İnsanlar talepte bulunduklarında, vakaları gerçekte oldukları benzer biçimde değil, olmaları gerektiği benzer biçimde görürler. Bu, hayal kırıklığı toleranslarını azaltır, şundan dolayı makul olmayan beklentileri olan insanoğlu, başkalarının belirli bir halde davranmasını yada denetim edilemeyen olayların öngörülebilir bir halde davranmasını bekler. Bu şeyler yolunda gitmediğinde, hiddet, hayal kırıklığı ve sonunda depresyon adım atar.

4. Şahıs değerlendirmesi. İnsanları derecelendirme, kişinin bir başkasına aşağılayıcı bir etiket uyguladığı, öfkeye yol açan bir fikir türüdür. Birini “kaltak” ya da “piç” olarak değerlendirmek, onları insanlıktan çıkarır ve o kişiye kızmasını kolaylaştırır.

Öfkenin Dış Kaynakları

Bizi sinirlendirebilecek yüzlerce iç ve dış vaka var, sadece bir görüşme durumunun parametreleri göz önüne alındığında, bu faktörleri dört genel vakaya indirgeyebiliriz.

1. Şahıs bizlere karşı kişisel saldırılar yapıyor. Karşı taraf, sorunla beraber sözlü rahatsızlık şeklinde size saldırır.

2. Şahıs fikirlerimize saldırır. Öteki taraf fikirlerimizi, görüşlerimizi ve seçeneklerimizi keser.

3. Şahıs gereksinimlerimizi tehdit ediyor. Şahıs, istediğini alamazsa temel bir ihtiyacımızı elimizden almakla tehdit ediyor, doğrusu “Bu şehirde tekrar asla çalışmayacağınızı güvence edeceğim.”

4. Sinirleniriz. İşleri halletme mevzusundaki hoşgörü seviyemiz düşük olabilir yada hayatımızdaki herhangi bir sayıda çevresel faktörden etkilenebilir.

Hayal kırıklığı Toleransını Düşüren Faktörler

1. Stres / Kaygı. Stres seviyemiz arttığında, hayal kırıklığına karşı toleransımız azalır. Bundan dolayı, mali problemler sebebiyle oldukca sayıda aile içi ihtilaf ve boşanma var.

2. Ağrı. Fizyolojik ve duygusal acı, hayal kırıklığı toleransımızı azaltır. Bunun sebebi, hayatta kalma ihtiyaçlarımızla ilgilenmeye o denli odaklanmış olmamızdır ki, hiçbir şeye ya da başkasına süre ayırmayız.

3. Uyuşturucu / Alkol. Uyuşturucu ve alkol, beynimizin bilgiyi iyi mi işlediğini etkisinde bırakır ve bir kişiyi daha sinirli hale getirebilir yada öfkeyi tetikleyebilecek bastırılmış duyguları yada anıları öne çıkarabilir.

4. Son tahrişler. Son zamanlardaki tahrişler “fena bigün geçirmek” olarak da adlandırılabilir. Hayal kırıklığına karşı toleransımızı azaltan şey, gün içinde biriken minik rahatsızlıklardır. Son zamanlardaki tahrişler şunlar olabilir: su birikintisine basmak, gömleğinize kahve dökmek, işe geç kalmak, trafik sıkışıklığına takılmak, lastiğin patlaması.

Öfkenin Fizyolojik Emarelerini Tanımak

Öfkenin fizyolojik emarelerini tanıyarak, hiddet seviyemizin kontrolden çıkmamasını sağlamak için tedbir alma zamanının geldiğini bilmek için kendimizi ayarlayabiliriz. İşte öfkenin bazı emareleri:

1. Bilhassa yüz ve boyundaki kasların bilinçsiz gerilmesi.

2. Diş gıcırdatma

3. Solunum hızı mühim seviyede artar

4. Kan basıncındaki artış sebebiyle yüz kızarır ve damarlar görünür hale gelir

5. Yüz soluklaşır

6. Terleme

7. Sıcak yada soğuk sezmek

8. Ellerde sallamak

9. tüylerim diken diken

10. Kalp atış hızı artar

11. Adrenalin, bir güç dalgası yaratarak sisteminize salınır.

Kızmakta Haklı mıyım?

Haklısın. Yaşadığınız dünyaya dair kendi algınız ve beklentiniz var ve içinde yaşadığınız gerçeklik beklentilerinizi karşılayamadığında, evet, kızmaya hakkınız var. Sonuçta, hepimiz aynı düşünseydi, o süre dünya yaşamak için oldukça can sıkan bir yer olurdu. Hoşunuza gitmeyen durumlarla karşılaşacaksınız. Görüş ve fikirlerinize saygı duymayan insanlarla karşılaşacaksınız. Hiddet duygusu, inançlarınıza bakılırsa tamamen haklıdır ve bundan dolayı bu duyguları bastırmayın yada inkar etmeyin.

Öfkeli hissetme hakkınız olması, öteki kişiye saldırarak öfkeyle saldırma hakkına haiz olduğunuz anlamına gelmez. Öteki insanların görüşlerini kendi görüşlerinize uyacak şekilde değiştiremezsiniz şundan dolayı sizin benzer biçimde onların da kendi dünya görüşlerini müdafa hakları vardır. Yapabileceğiniz en iyi şey öfkenizi tanımak ve onu karşınızdakine değil soruna odaklamaktır.

Anahtar noktaları

Kızgın ya da hüsrana uğramış olmak, tıpkı bir uyuşturucunun tesiri altında olmak gibidir. Mantıklı düşünmenizi ve mantıklı düşünmenizi engeller.

Hiddet, irrasyonel bir gerçeklik algısı ve düşük bir hayal kırıklığı noktasının birleşiminden doğar.

Hiddet organik bir tepkidir ve öfkelenmeye hakkınız vardır, sadece bir görüşme esnasında bu öfkeyi denetim altında tutmayı öğrenmelisiniz şundan dolayı herhangi bir müzakerede bir kez tepki verirseniz, anlaşmayı kaybedersiniz.

YORUMLAR

Bir cevap yazın